Mein Kampf (mit Spotify) — II

Deniz Arslan
5 min readOct 7, 2021

(Öncelikle kaçıranlar için birinci bölüm burada!)

Gugıl müdüriyete verdim dilekçeyi, oradan linkedin daire müdürlüğü, instagram hasta kayıt derken, sonuçlar seçim gecesi istatistiği gibi düşmeye başladı önüme: Tam da şüphelendiğim gibi, bana o mesajı yazan Ertunç Kurna, bizim lisedeki Sipsi Ertunç’un ta kendisi. Ama soyadı tutmuyor. Odayı serinleştir, araştırmayı derinleştir derken, baktım meğer bu it büyüyüp adam olunca soyadını değiştirmiş. Tamam soyadı talihsiz, Delik, ben olsam ben de değiştirmeyi düşünebilirdim. Ertunç da öyle yapmış. Neyse ki adamın karşısına geçip,“Delik olan soyadımı Kurna olarak değiştirmek istiyorum,” deyince, hakim buna,“Kak enkirden len camız, alay mı ediyon sen bennen?” demeyip değiştirmiş Ertunç’un soyadını.

Görsel: Temsili olarak Ertunç ve ben. Üstünde iStock yazdığına göre kaynak İStock olsa gerek.

Özetle, Ertunç iti meğersem, üniversiteye gidince o meytamballığı atmış üzerinden, dersleri falan yoluna koyup şıkır şıkır diplomayı koyduğu gibi cebine uzak diyarlara MBA yapmaya gitmiş. Soyadını da o ara değiştirmiş olsa gerek. Neyse ki uzak diyarların büyük adamları da buna, “Len sümüklü Ertunç, len Allahın sipsisi, senin anan sovan, buban samsak, adını bile deyemediğin şeyin mıstırını yapmak senin neyine,” demeyip âlây-ı vâlâ ilen mezun etmişler bunu. Ertunç bakmış ki, oralar güzel, para gani, imkânlar bol, “Galıveren madem ben burda, neynecen memlekette,” deyip bir işe girmiş. Oradan öbür işe, ötekinden berikine derken, Spotify’da yöneticiliğe kadar yükselmiş.

Biz lisede aynı sınıftaydık Ertunç’la ama sevmezdik birbirimizi. Pis herif, sürekli burnunu karıştırır derste, sonra itinayla top yapıp sağa sola fırlatırdı. Kendi gibi işe yaramaz birkaç götdeşi daha vardı bunun, gidip ufak sınıflara, yeni gelmiş çocuklara salça olurlar, efelik yaparlardı. Her türlü oyunda hile peşinde koşar, işine gelmeyince, kaybedeceğini anlayınca da anında cırlardı.

Neyse, bir de Ayşemiz vardı sınıfta, öyle Ayşemiz Alanyaspor gibi değil de hani böyle bütün sınıfın sevdiği, hep gülümseyen, herkesin yardımına koşan, anaç karakterli kızlar olur ya, öyle bir tip. O ara Kırıkkale’den mi artık Gümüşhane’den mi neyse yeni bir kız geldi sınıfa, böyle hepimizde bir heyecan. Kız öyle ahım şahım güzel değil ama façası yerinde, kendine has bir soğukluğu, edası var, teneffüs dönüşü bir yürüsün sıraların arasında Milli Güvenlik hocası girmiş gibi esas duruşa geçiyor bütün oğlanlar. Gözlüğünü takıp çıkarmadan önce ki saç sallama seremonisi hele, her gün 19 Mayıs! Neyse, Ayşe tabii hemen Ayşeliğini yapıp bu yeni gelen kıza sahip çıktı, kanadının altına aldı onu, müsteşar gibi yönetti kızın intibak sürecini.

Gelgelelim, aç köpek Ertunç, bu yeni gelen kızı görür görmez vurulmuş. Ama gidip konuşamıyor da, it gibi kıvranıyor. Araya adam sokmaya çalışmalar, mektuplar, notlar, hediyeler falan, bayağı at sineği gibi yapışıyor kıza. Ama, kızın bunda gönlü yok, zaten Ertunç’un yazacağı mektuptan nottan ne olacak. Sonra tuhaf bir şey oluyor, Ayşe gidip bu Ertunç’la bir şeyler konuşuyor ve Ertunç itinin askıntı olimpiyatları bıçak gibi kesiliyor.

Görsel: Bu görseli tarif edecek kadar mı düştük görseli.

Benim bunun iç yüzünü öğrenmem tabii ayrı şenlik. Aradan seneler geçmiş, kimimiz Spotify’da müdür, kimimiz defterdarlıkta bokyedibaşı, kimimiz işadamı, kimimiz müyendiz, kimimiz bazar yerinde çığırtkan, kimimiz de akaryakıt şirketinde pompa yetkilisi olmuşuz. Bir gün tatil için memlekete gitmişim, anamı uzak bir akrabanın kına gecesine götürmem gerekiyor. Hesapça anamı bırakıp kaçacağım, iki saat sonra da almaya geleceğim; zira hem ortam sıkıcı hem de Allah belamı versin sentimental bir tarafım var, gelin gızı orta yere geçirip Yüksek Yüksek Tepelere’yi söylerlerken “annesinin bir tanesini hor görmesinler” kısmında iki damla gözyaşı dökmekten korkuyorum. Tam ben çıkarken, toraman veletleriyle birlikte gençten bir anne-baba giriyor içeriye, adamla şöyle bir süzüyoruz birbirimizi, e bu bayağı bizim okuldan, sıra arkadaşım Gaymak Engin, göbek değirmen taşı gibi olmuş ama kıstırma gözleri hâlâ fer fecir okuyor. Daha fenası, yanındakine bakıyorum, e bu da bizim Ayşe. Evlenmiş bunlar, bir de çocuk yapıp adını Dekupaj mı Musilaj mı ne, öyle vikipedyadan bulma bir isim koymuşlar. Haliyle geri girdim eve. Hoşbeş solfej falan derken biz, laf o Balıkesirli kızdan açıldı. Ayşe dedi ki, “Ya biliyon mu, ben senin adını hayırlı bir iş için kullandım bir zaman ama sana da hiç söylemedim bunu.” Dedim, “Hayırdır Ayşa bacı?”

Meğer Ertunç’un o yeni gelen kızın peşini bırakmasında benim de parmağım varmış. Zira mektubuydu notuydu derken, bu it iyice gemi azıya almış, kızın evinin önünde beklemeler, gece Maldobaz’ın pederden yürüttükleri Tempra’yla evin önünden geçip zırıl zırıl korna basmalar falan. Ayşe bakmış ki bu işin sonu yok, çekmiş salağı kenara, benim konuyla hiç âlâkam olmamasına rağmen, benim adımı vererek, “Kızı demiş ailesi onunla nişanladı, okul bitince evlenecekler. ayrıca kızın babası da eski mafya! Bingöl’den zaten o yüzden buraya gelmişler.”

Engin iti kah kah gülüyor, maşallah bir ben bilmiyormuşum okulda bu hikâyeyi. Neyse, Ayşe’ye, “Peki niye beni seçtin o kadar herifin arasında?” dedim. “Baktım şöyle sınıfa,” dedi, “en çok seni yakıştırdım bizim kıza.” Koltuklarım kabardı haliyle, hoşuma gitti cevap doğru olmadığını bildiğim halde. Ayşe muhtemelen benim sakin sessiz, munis, iyi aile çocuğu hallerime bakıp, “insan kızını nişanlasa nişanlasa bunlan nişanlar” diye düşündüğü için beni seçti ama olsun, Ayşe ne anaçlığından, ne zarafetinden bir şey kaybetmişti ve o akşam beni incitmeyi bırak, onore ederek kılıfına sokuverdi meseleyi. Dedim ya zaten sentimento çimento modundayım, üstüne bu ifşa, onun üstüne de yüksek yüksek tepelere kurulan evlerle birlikte benim içimdeki derme çatma evler de yerle yeksan oldu ve ağlaya ağlaya evin yolunu bulduk anamla.

Özetle, okuyup okuyup Spotify’a müdür olan, “Dünyanın bütün müziğini biz veriyoz amına koyiim” diye çalım satan Ertunç Kurna salağı benim, hayatının aşkıyla evli olduğumu düşünüyor olabilirdi. Onca insanın arasından beni bulup, bana o sevimsiz mesajı döşenmesi de muhtemelen bu yüzdendi. Özetle Ertunç’la yüz yüze hesaplaşmaktan başka çare yok. Devamı üçüncü bölümde olsun o zaman.

Üçüncü bölümün özeti:

Yine her gece rüyalarımda bu. Spotify genel merkezinin Stockholm’da olduğunu duymuştum o sıra. Bir gece bir büyükle eve geldim. Hepsini içtim, zurnayım tabii. Bir ara gözümü açıp baktım, karlı dağlar geçiyo, bir daha açtım, başımda bir çocuk, kalk abi Stockholm’a geldik diyor. Baktım, sahiden Stockholm’dayım. Bir soruşturma, Norrmalm Mahallesi vardır oranın, bir ofis binasında buldum, malımı bilmez miyim. Görünce hiç şaşırmadı, hiçbir şey demedi. O gece oturup düşündüm, oğlum Deniz, dedim kendi kendime. Yolu yok, çekeceksin. İsyan etmenin faydası yok. Kaderin böyle, yol belli. Eğ başını usul usul yürü şimdi. O gün bugün usul usul yürüyorum işte.

Devamı burada: 3. Bölüm: Mein Kampf (mit Spotify) — III

Kaçıranlar için ilk bölüm:

  1. Bölüm: Mein Kampf mit Spotify

--

--

Deniz Arslan

Ülkemizin en önemli yalançıları arasında gösterilen, serbest meslek sahibi, emekli diplomat. Pantolon eskitmecede Balkan dördüncüsü.